Ana Sayfa / Sayılar / 2015 / Adadan ayrılan iki aileyi Yunanistan’da ziyaret ettik

Adadan ayrılan iki aileyi Yunanistan’da ziyaret ettik

Yunanistan’a yaptığımız gezi aynı zamanda uzun yıllar evvel Bozcaada’dan ayrılan iki aileyi ziyaretimizi de kapsıyordu. Bu dergi hikâyeler biriktirmek üzerine varsa, bu iki ailenin bize kattıkları şimdiden en önemli yeri alıyordu!

Yıllardır Bozcaada’ya gelip gideriz. Bu sene başında Bozcaada hayalini gerçeğe dönüştürüp, İstanbul’a elveda edip adaya taşındık. Fakat adadaki maceramız başlamadan önce, geçen sene el emeği göz nuru iç dizaynını yaptığımız karavanımızla birkaç ay gezmek istiyorduk. Bunun için de Temmuz ayının ilk haftası adadan ayrıldık. Ta ki Eylül sonuna dek gerek Türkiye’de, gerekse yurtdışında 12 bin kilometreye yakın mesafe kat ettik. Bozcaada hikâyemizin sonbaharda başlayacağını planlamıştık. İşte şimdi tam da öyle oluyor; adada hayat bizim için ufak ufak başlıyor…

Karavanımızla temmuz ortasında Bulgaristan’a  Hamzabeyli sınır kapısından giriş yaptıktan sonra Burgaz, Nessebar, Plovdiv, Sofya, Plevne ve Rusçuk rotasını takip ettiğimiz üç gün boyunca Bulgaristan’ın tadını çıkarttık. Ardından Romanya’nın başkenti Bükreş’te iki gün kaldıktan sonra Sırbistan’a geçtik. Belgrad ve Zlatibor’da dört gün geçirdikten sonra Bosna Hersek’e kırdık direksiyonu. Saraybosna, Mostar, Blagaj’da geçen iki günün ardından Dubrovnik’i ziyaret etmek için Hırvatistan’a doğru yola koyulduk.  Hırvatistan’ın güneyindeki Karadağ’ın güzel şehirleri Budva, Bar, Kotor’u sıralayıp Arnavutluk’a geçmemiz tatilin ilk kısmının sonlarına geldiğimizi haber ediyordu. Tiran ve Elbasan üzerinden yola devam edip bir gece geçirdiğimiz ama doyamadığımız Arnavutluk’a elveda deyip komşu kapısı eylediğimiz Yunanistan’a uğradığımızda sekizinci ülkeye girdiğimizi fark ettik. Kozani üzerinden Selanik, Kavala ve Dedeağaç rotasından Türkiye’ye döndüğümüzde yurt dışında iki haftayı geride bırakmıştık.

NEA TENEDOS’TA BİR ADRES

Sonrasında güney sahillerini boydan boya arşınladığımız 20 günlük tur, kısa süre İstanbul’da verdiğimiz mola ve devamında kopamadığımız Yunanistan’a doğru yeniden dönen tekerimiz!

Aslında gezimizin Bozcaada’yı ilgilendiren kısmı da bu noktada başlıyor, yani ikinci yurtdışı seferimiz olan Yunanistan turunda.  Elimizde iki adres vardı ve geçmiş yıllarda adadan göçmüş Rumlar’ı ziyaret edeceğimiz günler. Eh, biraz da heyecan… Adalı Muharrem Yıldız’ın ve Haşim Yunatçı’nın verdiği adreslere gitmek birinci hedefimizdi. Elbette bir yandan da tatil yapmak, Yunan adalarıyla Bozcaada adalarını kıyaslamak, zeytinin izini sürmek ve ufaktan bildiğimiz Yunanca kelimelerle insanlarla konuşmaya çalışmak çok keyifliydi.

Yunanistan’a giriş yaptıktan sonra aheste aheste Aleksandroupoli’yi, Komotini’yi ve Xanthi’yi gezdik. Bu yerlere Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe diyor Türk vatandaşlar. O isimleri de anmış olalım. Ardından Thassos adasında geçen unutulmaz dört gün ve nihayetinde ilk adres olan Nea Tenedos’a (Yeni Bozcaada) doğru yola koyulmamız…

Nea Tenedos, Khalkidiki yarımadasının kuzeyinde kalan, Bozcaada’dan geçmiş yıllarda çeşitli sebeplerle göçmüş insanların kurduğu yaklaşık 100 hanenin olduğu bir kasaba. Bölgenin en büyük geçim kaynağı zeytincilik. Yol boyunca, sağlı sollu yüzlerce zeytin ağacını izleyerek kasabaya varmamız zihnimizde yer etti diyebiliriz.

“ÖZLEMEZ Mİ İNSAN?”

Karavanımızı park ettiğimiz koca bir çınar ağacı altının hemen karşısında bir ev, diğer yanında da bir bakkal vadı. “Yasas” deyip selam ettikten sonra İrini teyzenin evini sorduk kapıda oturan kadına. Eliyle neredeyse önüne park ettiğimizi işaret etti. İstemeden de olsa evin kapısına kadar gelmiştik. Kapıyı çaldık ve bahçeye girdik. İrini (Avayanos) teyze geldi, kendimizi tanıdık. Şaşırdı, hiç beklemiyordu. Hemen buyur etti, eşi Mihail amca da geldi ve oturduk öylece.

Yola çıkarken Mendirek’in eski sayılarından, ada şarabı, ada fotoğraflarının yer aldığı takvim ve kartpostallardan hazırlamıştık. Bunlardan yolda karşılaştığımız insanlara hediye ettik. Elbette İrini teyze ve Mihail amcaya da… Ayrıca İrini teyzenin Yunanistan’da arayıp da bulamadığı şey Gripin ilacıymış. Biz de bu bilgiyi Muharrem Hoca sayesinde öğrenmiştik ve kendisine uzun süre yetecek kadar Gripin’i doldurduk bir kutuya, buyur ettik kendisine.

80’li yılların ortasında adadan ayrılan İrini teyze, eşi Mihail ve oğulları Yorgo 11 yıldır Bozcaada’ya gitmiyorlarmış. “Neden” diye sorduğumda oldukça kilolu olan, bacaklarında problem olduğundan ötürü bastonla yürüyebilen ve yaşlı olan İrini teyze “Bu halde, bu yaşta çok zor. Özel araba lazım oğlum, yoksa çok özledik” diyor bize. Bozcaada’dan ayrıldıktan sonra bir süre Atina’da yaşamışlar, sonra da Nea Tenedos’a yerleşmişler. Adadan haberler kendilerine ulaşıyormuş, “Gidenler, gelenler oluyor, her daim haber alıyoruz, Stella’nın da vefatını öğrendik geçenlerde,” diyor. Bir ara bir sessizlik oluyor ve İrini teyze, “Orada doğdum, büyüdüm, özlemez mi insan” diyor. Gözleri doluyor bahçede oturan herkesin…

İrini teyze ve Mihail amca bizi yolcu ederlerken Madam Antula’ya, Ali Balcı’ya, Mustafa Başkan’a, Cahit abi’ye ve Muharrem Hoca’ya selam yolluyorlar. Tam evden ayrılırken de elleriyle yaptıkları zeytinlerden veriyorlar ‘yedikçe bizi hatırlayın’ diye. Biz de yükleniyoruz selamları, alıyoruz zeytinleri ve düşüyoruz yeniden yola.

VOLOS’TA BİZİ BEKLEYEN VAR

Khalkidiki yarım adasının en özel kısmı olan Sinthonia’da üç gün kamp yaptıktan sonra bundan yıllar önce tanıştığımız aile dostlarımız Dimitris ve Tina’ya konuk olmak için Selanik’e gidiyoruz. Birlikte Selanik’i üç gün gezdikten sonra Bozcaada’dan 60’lı yıllarda göçen Bitsos ailesini ziyaret etmek için Volos kentine, Yunanistan’ın güneyine doğru yola koyuluyoruz.

Burada bir bilgi vermem gerekiyor. Yunanistan’daki Dimitris adı bizdeki Ahmet, Mehmet gibi yaygın. Bizim de Selanik ve Volos’taki arkadaşlarımızdan üçünün adı Dimitris! Bunlardan iki tanesi geçmiş yıllardaki Vosvos etkinliklerinden tanıdığım, diğeri ise henüz tanışmadığım ama Bozcaada’dan 1967 yılında ayrılan Dimitris Bitsos.

Dimitri amca ile tanışmamıza vesile olan kişi ise Bozcaada’dan Ali Amca ve Haşim amcaydı. Kendileriyle geçtiğimiz aylarda Çamlıbağ’ın bahçesinde muhabbet ederken, çocukluk arkadaşları Dimitri amcayı telefonla arayıp hasret gidermişlerdi. Biz de Yunanistan’a gidersek, mutlaka kendisini ziyaret edeceğimizi, adadan selamlar götüreceğimizi kendilerine söylemiştik.

Volos’a vardığımızda Dimitri amcanın verdiği adresi şıp diye bulduk. Kendisi bizi kapıda karşıladı ve oldukça sıcak bir şekilde evine davet etti. Evini gezdirirken babasından kalma dalgıç başlığını, denizden çıkarttığı yüzlerce materyali, duvarlarında asılı ada fotoğraflarını tek tek gösterdi.

Dimitri amca süngerciymiş. Babası da öyle. 1967 yılında Bozcaada’dan ailecek ayrılmışlar. Adada okulun kapatılması, maddi sıkıntılar adadan ayrılmaları için sebep oluşturmuş. Evlerini satmışlar. Önce Midilli’ye, sonra Atina’ya, Kos adasına ve nihayetinde de Volos’a kadar uzamış yolları. Babası süngerci olmasını istemediği için Ziraat Fakültesi’ne yollamış ama o ısrarla denizin altını merak ediyormuş. Bu sebeple de Ziraat Mühendisliği yapmamış.

ARKA DENİZ’DEN SUYA DOKUNMAK

Süngerle, denizin altıyla bu kadar haşır neşir olan Dimitri amca ilginç bir de hikâye anlatıyor bize. Karısı bir gün “Onca senedir denizin altındasın, bir defa bile balık vurup getirmedin” deyince, Dimitri amca da “Tamam, yarın getireceğim” demiş. Ertesi gün koca bir orfozu vurup eve getirmiş. Karısı çok sevinmiş tabii ki ama Dimitri amca burukmuş. Sonra düşünmüş ve karısına dönüp “Onlar benim iş arkadaşlarım, her gün beraber dalıyoruz suyun altına ve ben onlardan bir tanesini vurdum, bir daha benden bunu isteme” demiş. “O gün bugundür bir defa bile balık vurmadım, vuramadım. Ama masama gelirse yerim, o farklı birşey” diyor.

Dimitri Bitsos, adadan ayrıldığı 1967 yılından bugüne sadece bir defa 2009 yılında Bozcaada’ya gelmiş. Arka Deniz’den ayaklarını denize sokmuş, eskiyi yad etmiş. Bunları anlatırken bile gözleri doluyor, “Vatanım, doğduğum topraklar, çcocukluğum, çocukluk arkadaşlarım” kelimelerini dilinden düşürmüyor.

Dimitri amcayı da ziyaret edip ada şarabı ve Bozcaada fotoğraflarından oluşan kartpostallar, takvim, Mendirek’in eski sayılarından vermeden dönmüyoruz elbette. Volos’ta kaldığımız üç gün boyunca bizi her gün arıyor, bir ihtiyacımızın olup olmadığını soruyor, sağ olsun.

Volos’taki son gecemizde, bundan beş yıl önce tanıştığımız diğer arkadaşlarımız Dimitris ve Vicky’nin misafiri olarak geçiriyoruz. Zengin bir masada beş yıllık dostluğu, Türkiye’yi, Yunanistan’ı, ülke gündemini ve Ege’nin iki yakasında biriken ortak hikâyelerimizi konuşuyoruz. Yunanistan seferimizin son günlerinde bir gün daha Selanik’te kalıp, Bozcaada’ya doğru yola koyulma vakti.

Heybemiz dolu olarak, adadan farklı tarihlerde göçmüş iki ailenin selamlarını yüklenmiş halde, kafamızda projelerle komşu toprakları terk ediyoruz. Bildiğimiz, biz birbirimize çok benziyoruz. İşte bu yüzden, efharisto (teşekkürler) kâinat!

[Bu yazı Ekim 2015’de Bozcaada Mendirek Dergisi’nin 9. sayısında yayınlanmıştır.]

Hakkında admin

Bunu Okumaya Ne Dersin?

Çınar ağacının gölgesi

“Sokakların, evlerin ve içlerinde yaşayan insanların, kendi aralarında kurdukları ilişkiler tamamen tesadüfü ve kısa süreli …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir